BİR TAS TEREYAĞINDA SAKLANAN ÇOCUKLUK
Bir haftaya yakın bir süreyi Erzurum’un Horasan ilçesine bağlı Kırkdikme Köyü’nde, eski adıyla Haran’da geçirdik. Biraz rahmetli babamın köy sevdasını yeniden yaşatmak, biraz baba ocağının dumanı tütsün diye sofralar kurmak, güzel yemekler pişirmek ve geçmişi rahmetle yâd etmek istedik.
Babam köyünü çok severdi. Onun ardından köye her gelişimde, sanki yarım kalan bir hatırayı tamamlıyor, onun baktığı dağlara bakıyor, yürüdüğü yollardan geçiyor ve sevdiği toprağa biraz daha yaklaşıyorum. Köy yalnızca doğup büyüdüğümüz veya aile büyüklerimizin yaşadığı bir yer değildir. Köy, insanın köklerini hatırladığı; geçmişiyle, çocukluğuyla ve kendisiyle yeniden karşılaştığı yerdir.

Bu ziyaretimde bir şeyi daha derinden fark ettim: Eskiden insanlar birbirlerinin neyi sevdiğini çok daha iyi bilirdi. Köyde komşuluk yalnızca yan yana evlerde yaşamak değildi. Birbirinin sevincini, hüznünü, alışkanlığını ve hatta hangi yiyeceği sevdiğini bilmekti.
Ben tereyağını çok severim. Çünkü tereyağı bana yalnızca bir lezzeti değil çocukluğumda gördüğüm değeri ve sevgiyi hatırlatır. Küçükken köyde benim tereyağı sevdiğimi herkes bilirdi. Başta Anşa yani Ayşe Yengem olmak üzere, kim tereyağı yaparsa bir tas da bana ayırır, evimize getirirdi.
Bugün düşündüğümde, o bir tas tereyağının aslında ne kadar büyük bir anlam taşıdığını daha iyi anlıyorum. İçinde emek vardı, paylaşmak vardı, hatırlanmak vardı. “Canan bunu sever.” denilerek bana ayrılan o tas, çocuk kalbime verilen değerin en sade ve en güzel ifadesiydi.

Şehir hayatında insanlar çoğu zaman birbirini tanımaya çalışırken bile birbirinden uzaklaşabiliyor. Oysa köyde herkes birbirinin neyi sevdiğini, neye üzüldüğünü ve ne zaman desteğe ihtiyaç duyduğunu bilirdi. Çünkü orada komşuluk, akrabalık ve gönül bağı aile sıcaklığında yaşanırdı. Bir insanı sevmek, onun neyi sevdiğini de bilmekti.
Her gelişimizde bizi karşılayan, her dönüşümüzde de mutlaka yola kadar uğurlayan Ayşe Yengemiz ve Mücahit Amcamız bu kez de yanımızdaydı. Belki dışarıdan bakıldığında küçük görülebilecek bu davranış, benim için vefanın en büyük hâllerinden biridir.
İnsanın bir yere ait olduğunu hissetmesi için bazen büyük sözlere ihtiyacı yoktur. Bir kapının önünde bekleyen iki tanıdık yüz, yola çıkarken edilen bir dua, arkanızdan sallanan bir el yeter. Ayşe Yengemiz ve Mücahit Amcamız, sanki köklerime tutunmamı ve çocukluğuma yeniden dönebilmemi sağlayan iki koca çınar gibi…
Allah’ım onlara sağlıklı, hayırlı ve uzun ömürler versin. Her köye gelişimde beni karşılayan, her ayrılışımda dualarıyla uğurlayan o iki güzel çınar hep yerinde olsun.
Biriktirdiğimiz güzel hatıraların ardından, biraz da nostalji olsun diye trenle Erzurum’a döndük. Tren köyümün önünden geçerken içimde yılların sesi yeniden yankılandı.
Köyümün önünden bir otoyol geçer. İnsanlara gidecek yolları fısıldar. Yanı başında tren rayları uzanır; her düdüğünde uzakların hayalini taşır. Karşısında ise Aras Nehri akar; zamana inat, hiç acele etmeden…
Ben çocukluğumu yolun, tren raylarının ve Aras Nehri’nin arasında büyüttüm. Yollar bana ufku, raylar umudu, Aras ise sabrı öğretti.
Bir de gökyüzü vardı…
Çocukluğumdan beri en sadık dostum olan gökyüzü… Bulutların geçişini izlerken aslında zamanın da sessizce akıp gittiğini öğrendim. Gün batımını, dolunayı ve yıldızları seyrederken bir yanım çocukluğuma, diğer yanım henüz yaşanmamış yarınlara bakardı.
Bugün yine aynı göğün altındayım. Köyümün önünden yollar geçiyor, trenler uzaklara gidiyor, Aras Nehri hiç durmadan akıyor. Çocukluğumun insanları yaş alıyor, bazı tanıdık sesler ise artık yalnızca hatıralarda duyuluyor.
Ve insan zamanla şunu anlıyor:
Nehirler akar, trenler geçer, yollar uzar, mevsimler değişir. Ne hüzün sonsuza kadar sürer ne de sevinç… Bu hayatta her şey geçer. Fakat insana verilen değer, gösterilen vefa ve gönülde bırakılan güzel izler kolay kolay kaybolmaz.
İnanıyorum ki her insan biraz eksik, biraz da acizdir. Fakat aynı zamanda her insanın içinde mutlaka bir güzellik vardır. Çünkü insan, Yaradan’ın eseridir. Ben hayata Yunus Emre’nin gönül diliyle bakmayı seviyorum:
“Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü.”
Sevmek için çok bahanem var. İnsanı, toprağı, yolu, suyu, gökyüzünü ve hayatı seviyorum. Kendimde en sevdiğim özelliklerden biri de anın, hayatın ve insanın kıymetini bilmeye çalışmamdır. Bana göre insanın sahip olabileceği en büyük zenginliklerden biri budur.
Bugün tereyağını her gördüğümde yalnızca çocukluğumun lezzetini değil beni düşünen insanları da hatırlıyorum. Bir tas tereyağının içinde saklanan sevgiyi, köyün paylaşma kültürünü ve “Sen bizim için değerlisin.” duygusunu yeniden hissediyorum.
Belki de insanın çocukluğuna ait en güçlü hatıraları, büyük olaylardan değil küçükken kendisine ayrılan bir tas tereyağından, yola kadar uğurlayan iki güzel insandan, uzaktan duyulan bir tren düdüğünden ve hiç değişmediğini sandığı gökyüzünden oluşuyor.
Gündüz nereden geldiğini anlayamadığım sarı bir uğur böceği usulca elime kondu. Sanki duamın üzerine gökten bırakılmış küçücük, sarı bir mühür gibiydi… Bir an şaşkınlıkla ona baktım; bazen insan, kalbinden geçenlerin duyulduğunu böyle küçük ama anlamı büyük işaretlerle hissediyor. O küçücük misafir, bana umudu, hayrı ve hayatın en beklenmedik anlarında karşılaşabileceğimiz güzellikleri hatırlattı.
İznimin son akşamında, dolunayın aydınlattığı gökyüzünün altında yıldızları seyrettim. Sessizliğin içinde köyün gecesine, gökyüzünün sonsuzluğuna ve içimde biriken bütün hatıralara bakarak dua ettim.

Dolunayın ışığında gökyüzünü ve yıldızları seyrederek iznimi tamamladım. Tam gecenin sessizliğine dalmışken bir yıldız kaydı; gökyüzünde bir an parladı ve ardından gözden kayboldu. Dilekler dilendi, dualar göğe emanet edildi. Belki de o kayan yıldız, geçip giden zamanın içinden bize bırakılan son bir selamdı. Ben de çocukluğumu, geçmişimi ve henüz yaşanmamış yarınlarımı aynı gökyüzünün altında buluşturarak köyüme veda ettim. 😇🌕✨🐞

Şükürler olsun Allah’ım…
Böylesine güzel bir ülkede yaşamayı, böylesine güzel insanlar tanımayı, bu topraklarda kıymetli hatıralar biriktirmeyi ve tüm bunların değerini bilmeyi bana nasip ettiğin için…
Baba ocağının dumanı tütsün, hatıralar unutulmasın, bizi köklerimize bağlayan güzel insanlar hep var olsun. 🤍🚂


